

Bloglar gazeteciliğe alternatif
-
Bu Haber Sizden Önce 6096 kez Okunmuştur
RÖPORTAJ: Batur Fatih İlhan
Okuduğunuz bu röportajı gerçekleştirmeye karar verdiğim gün, Türkiye'de Bloglara erişim, mahkeme kararıyla engellendi. Gerekçesi “şuymuş-buymuş”, bilemem! Ben neticeye bakarım: Henüz 2 haftalık e-Blogum http://baturf.blogspot.com erişime kapatılmıştı. Oysa ben, çok ama çok sevmiştim bu Blogçuluk işini...
Blogum bana, fikir uçuşmalarımı; delişmen hayal ve yorumlarımı gönlümce kaleme alabildiğim, dahası bunları istediğim resimlerle besleyebildiğim 'Karun gibi zengin'(40 katır hazineli) bir platform sunmuştu. Ne patron, ne eş, ne sevgili ne de ebeveyn baskısı da yoktu başımda. Ayrıca da bedavaydı!...
Bir gün -karanlıklar aydınlığa kavuştuğunda- erişim yasağı kalkar da Blog'umu ziyaret ederseniz, minnettar kalırım. Şahsi reklama ve serzenişe son verip, geleyim günün asal konusuna: Henüz geçtiğimiz günlerde raflara; Yapı Kredi Yayınları'ndan, Gazeteci-yazar Zeynep Atikkan ve akademisyen Doç. Dr. Aslı Tunç imzasını taşıyan, eşine ender rastlanacak bir ortak siber-alem çalışması çıktı: “Blogdan Al Haberi - Haber Blogları, Demokrasi ve Gazeteciliğin Geleceği Üzerine”...
Eh! Konu çok fena halde sizi ilgilendiriyorsa ve ülkenin en popüler medya portalı mülakatçılarındansanız, iki el kanda da olsa mevzuya sahip çıkmak boynunuzun borcu. Yoksa yatacak yerimiz olmamalı. Modern medya çağının yeni aşaması Haber-Blog'çuluğu üzerine Türkiye'deki ilk kitabın iki aklıbaşında yazarının karşısına, aşina olduğunuz 'sahici' sorularımla çıktım. Gerisi aşağıda sizleri bekliyor:
Bloglar gazeteciliğe alternatif!
“Blogdan Al Haberi”yi geleceğin gazetecilerine ithaf ediyorsunuz. Zaten şu anda “gelecekte” değil miyiz, pardon!? (Dijital) Değişim çoktan başlamadı mı?
Zeynep Atikkan(Z. A.) ve Aslı Tunç(A. T.): Dijital evrendeki değişim her alana dokunduğu gibi gazeteciliği de farklı bir boyuta taşıdı. Evet, değişim çoktan başladı ve biz bu sürecin henüz başındayız. Kitabımızı da işte bu yüzden bu dijital alemin kodlarıyla ve refleksleriyle donanmış geleceğin gazetecilerine adadık. Gençlere adamamızın diğer bir nedeni de insanları geleceği düşünmeye sevk etmekti.
Size göre SOSYAL MEDYA ve BLOGÇULUK farklı şeyler mi birbirinden? Bir Blog aynı zamanda bir web sitesi de değil midir?
Z. A. ve A.T. : Bloglar, internet 2.0 devriminin yani kullanıcının aktif katılımcı olduğu dünyanın ürünü. İnternetin ilk yıllarında sabit, kullanıcıya fazla müdahale olanağı tanımayan basit, durağan sayfalardı. Daha sonra 2.0 devrimiyle fotoğraf, video paylaşımı mümkün oldu, yorumcu katılımlarıyla siteler interaktif hale geldiler. Bloglar bu yapıyla gazeteciliğe kafa tutmaya ve alternatif oluşturmaya başladılar.‘Bloglar öldü’ çığlıklarına inat bugün bloglar Facebook ve Twitter gibi sosyal medya mecralarıyla birleşip güçlendi. Bir bakıma blogların olgunlaştıkları da söylenebilir.
Acaba sizin kelimelerinizle Blogger’lık (Blogçuluk) nedir?
Z. A. ve A. T.: İnternette söyleyecek sözü olan kişiler blogçular. Amatör bir ruhla ve onu izleyenlerle özel bir bağ kurarak dijital alemin avantajlarından sonuna kadar yararlanıyorlar. Bazıları yerleşik medya kuruluşlarının haberciliğine kafa tutuyor, kimi alternatif bir bakış sağlıyor, kimileri de dedikodu yayıyor vs. Blog yazmak kolay iş değil. Hele de kitapta incelediğimiz politik blogları yazmak büyük bir çalışkanlık, disiplin ve özgüven gerektiriyor. Ne de olsa kıran kırana bir tartışmanın olduğu bir mecra burası.
Blog’çuluk herhalde iç-dökmek demek değil mi? Lâkin, kahvehaneler/cafeler/kıraathaneler/birahaneler ve barlar vb. varken zaten, neden insanlar e-ortamda iç-dökmeye lüzum hissediyor sizce?
Z. A. ve A. T: Bloglar bireylerin kendini ifade etme isteği ve teknolojinin olanaklarının kesiştiği yerden kendine bir çıkış buldu. Bilginin demokratikleşmesi ve ulaşılır hale gelmesi, geleneksel basında yer alamayacak kışkırtıcılıkta fikirlerin internette cirit atması, okurun daha aktif ve talepkar hale gelmesi blogların çıkmasında etkili oldu. Cafe'lerde bir avuç tanıdığınızla paylaştığınız bilgi, dedikodu ve yorumlarınızı artık binlerce hatta milyonlarca kişiyle paylaşıyorsunuz. Kitabın araştırma safhasında, Belçikalı bir ev kadınının Belçika’nın bölünmesine karşı endişelerini dile getirdiği bir blog yazısıyla onbinlerce insanın sokağa dökülmesini sağladığını gördük. İç dökmek için yazılan bir yazı kitleleri bir araya getirebiliyor. İnternet, insanların haber, yorum ve bilgiyle ilişkisini değiştiriyor.
Acaba ‘Blogosfer’ ne demek? Şu an Türkiye’de bir Blogosfer’in varlığından söz edebilir miyiz?
Z. A. ve A. T.: Blogosfer, 'Bloglar alemi' demek. Kanımca Türkiye’de haber blogları anlamında blogosfer etkin değil ama çok sıkı bir hobicilik (yemek, gezi vs.) blogculuğu var.
İnternetin muhalif yapısı iktidarları ölesiye korkutuyor
‘Blogdan Al Haberi’ kitabınız rafa çıktığı ilk hafta, Türkiye’de, yayın hakkı DIGITURK'e ait lig maçlarından görüntülerin bazı Bloglarda izinsiz yayınlanışı gerekçesiyle, dünyanın en büyük Blog platformlarından Blogspot.com, mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Yaman bir tesadüf değil mi!?
A. T. : Evet, ironik bir zamanlama oldu doğrusu. Blogspot şu an Alexa verilerine göre Türkiye’de en çok girilen 10. site. Türkiye’de 35 milyon internet kullanıcısı var ve 18 milyon Türk kullanıcısı bir ay içinde Blogspot’u ziyaret ediyor. 4 milyon Türk blogcu bu siteden yararlanırken bu erişim hakları Digitürk’ün korsan yayın yapan siteleri şikayetiyle engellenmiş oldu. Türkiye’de ne yazık ki kanun koyucular, interneti düzenlemenin ya da anlamaya çalışmanın peşinde olmak yerine toptan yasaklayıcı bir zihniyetle hareket ediyolar. Tuhaf bir şekilde bu tatsız olay Blogculuğun bu boyutunu da konuşmamıza da fırsat yaratmış oldu bir yandan.
Bugün dünyanın en büyük video-paylaşım sitesi olan YouTube'a erişim de benzer bir biçimde, Atatürk'e hakaret içeren dört videonun sitede yer alması sebebiyle 2. 5 yıl kapalı kaldı. Bu ‘Türkler, internet’i beceremiyor’ indirgemeciliğiyle mi açıklanır? Türkiye’deki internet aleminde neden gerekli hukuki kıvraklık sağlanamıyor? Neden hemen en kolay yol olan ‘şalteri indirmek’ tercih ediliyor sizce?
A. T. : Genelde internetin dinamik ve muhalif yapısı, örgütleme becerisi baskıcı rejimleri ve demokrasinin yerleşmediği toplumların iktidarlarını ölesiye korkutuyor. İlk refleks şalteri nasıl indiririm, bu sesleri derhal nasıl kısarım oluyor. Türkiye de 5651 internet yasasıyla bu konuda çok kötü bir sınav verdi, veriyor. Demokratik ülkeler gibi siber suçları düzenleme yolları arayacağına toplumsal ve siyasal tabularını internette izini sürme ve cezalandırma yollarını arıyor. Demokratik ülkeler de bu işe kafa yoruyor ancak çocuk pornografisi ve nefret söylemi dışında interneti ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alıyorlar. Bu konuda Türkiye’de çok büyük sıkıntılar var. Türkiye’de şalterin bu kadar kolaylıkla kapatılabilmesi eleştiri kültürünün yerleşmemiş olmasından da kaynaklanıyor. Bu yasaklara çok fazla tepki gelmiyor. İnternetin gücü ise, bu alışkanlıkları kırmasında.
Acaba bizde matbaanın 250 yıl gecikmesi, bugünün Türk dijital evrenine -Neşriyat camiasının evrimi bağlamında- yapısal etkileri olan bir durum mudur?
Z. A. ve A. T. : Matbaanın gecikmesinin ciddi etkileri oldu elbette. Bu gecikmenin endüstri devriminden geri kalmamızda da payı büyük. Ancak bu dönem çoktan kapandı. Hele de son yıllarda zaman o kadar hızlandı ki. Güney Kore’ye bakın, ilk 'internet cumhurbaşkanı', 2002 yılında Güney Kore’de seçildi. Türkiye’de internete yaklaşımı demokrasi bağlamında ele almak gerekli. Bir ülkede demokrasi ağır yaralıysa dijital evrene de yasakçı bir tavırla yaklaşır. Türkiye bir paradoks içinde. Blogları kapatan Türkiye’nin, sosyal medyayı kullanarak iktidarları deviren Ortadoğu ülkelerine örnek olmasından söz ediliyor. Bunun pek ciddi bir yönü yok.İnternet çağında bu çelişkilerle yaşamak da mümkün değil.
Acaba sizlerin neden bir Blog’u yok!?
A. T.: Güzel soru! Blogçuluk, eğer hakkını verecekseniz full-time bir iş. Yapabilen akademisyen arkadaşlarım az da olsa var, onlara saygım büyük. Kişisel olarak Facebook ve Twitter’i aktif kullanıyorum. Hatta bazı derslerimi mikro blogculuk ile entegre ettim. Biz medya hocaları kanımca ders verme tekniklerimizi de dijital medyaya uyarlayıp gözden geçirmeliyiz.
Z. A.: 2007 yılında blogumu hazırlattım ama hayata geçiremedim. Blogculuk insanın bütün vaktini alan bir iş. İki kitap projesini aynı anda sürdürdüğüm için bu işe kalkışmadım.
‘Blogdan Al Haberi’ kitabını nasıl bir kışkırtıcı motivasyonla yazdınız? Nereden-nasıl icap etti? Nasıl bir inşa yöntemi izlediniz yazarken?
A. T.: Sevgili Zeynep Atikkan’dan çıktı bu fikir. İlk kitabını yazarken blogların önemini ilk anlayan odur. Bir gün oturup sohbet ederken birlikte kitap yazma fikri ikimizi de çok heyecanlandı. Oysa kolay iş değildi. O Philadelphia’da, bense İstanbul’da yaşıyorum. Kitabı yazarken yaz tatilimi daha önce 5 yıl yaşadığım Philadelphia’da geçirdim. Böylece yazın birlikte eve kapanıp, çalışma imkanı bulduk. Daha öncesinde aylarca dünyanın iki ucundan sayısız e-mail yazışmaları, telefon ve Skype görüşmeleriyle çalıştık. Bu arada Avrupa’ya seyahatlar yapıldı, söyleşiler ayarlandı. Benim İstanbul’daki yoğun çalışma tempoma daima hoşgörü gösteren biri ile çalıştığım için çok şanslıyım.
Cevherin varsa kendisini Blog'la kabul ettirebilirsin!
‘Blogdan Al Haberi’ kitabınıza ilgi/geri dönüşler nasıl? Tepkiler ne yönde?
Z. A. ve A. T.: Şimdiye kadarki tepkiler çok olumlu. Genel kanı rahat okunduğu, bilgilendirici olduğu ve Türkçede bir boşluğu kapatmadaki ilk adım olduğu yönünde. Kitabın Ortadoğu’daki gelişmelerden sonra yayımlanması ilgiyi artırdı. Bu arada Türkiye’de blogların kapandığı gün kitabın piyasaya çıkması pazarlama yönünden büyük bir şans ama Türkiye açısından büyük bir talihsizlik oldu.
Acaba sizlerin şahsen izlediği Bloglar hangileri?
A. T.: Ben ana akım medyanın haber portalları dışında mutlaka Erkan Saka’nın “Erkan’s Field Dairy”sine bir bakarım. Özgür Uçkan’ın bloglarını beğeniyorum. Tabii pek çok yabancı blog da var. “The Daily Dish”, “Daily Kos” ya da “Talking Points Memo” gibi. Bunların bazılarını kitabımızın arkasına koyduk zaten.
Z. A.: Kitapta adı geçen bloglara sık sık göz atıyorum. Blogları ilgilendiğim konulara göre ayırıyorum. Örneğin Ortadoğu konusunda Juan Cole’un “Informed Comment” bloguna mutlaka bakıyorum.
Sizce herkesin blogu olmalı mı? Kişiye getirdiği artılar neler blog yazarlığının?
Z. A.: Neden olmasın ki? Blogların en büyük özelliği, yorum ve haber üzerindeki medya tekelini kırması. Söylecek sözü olan, iyi yazı yazabilen ve bu işe vakit ayırabilen herkes blog yazabilir. Eğer bir cevheri varsa da kendisini kabul ettirebilir.
Gazeteler asli görevlerini unuttular!
Türkiye’de yayın yapan Blogların düzeyini değerlendirmenizi istesem, neler dökülür ağzınızdan?
Z. A.: İnsan gazetecilik ödülleri almalarını bekliyor.
Bugün 17 yaşında olan Blog’çuluk, bir 17 yıl sonra sizce nerede/hangi yükseklikte olacak? Öngörünüz nedir işin geleceğine dair?
Z. A.: Bloglar artık olgunluk çağındalar. Önümüzdeki yıllarda biraz fikir gazetelerine benzeyecekler. Daha ağırbaşlı olacaklar. Derinleşecekler.
GOOGLE’ın, Gmail’i ve de Blogspot.com’u bedava. Twitter keza bedava. Eh Facebook da yine öyle. Christ Anderson; “BEDAVA”* kitabında: “Geçen yüzyılın bedavası, güçlü bir pazarlama yöntemiyken, 21. yüzyılınki tümüyle yeni bir ekonomik model” diyor. Bu Bedavalığı nasıl konumlandırırsınız?*=OPTİMİST YAY./Ekim 2010
Z. A. ve A. T.: Burada önemli olan internete erişimin bedava olması. Eğer bu durum ortadan kaybolursa, bütün yapı değişir. Bir de The Huffington Post gibi mecraların büyük şirketlere satılması olayı var. Dijital ortamda daha şimdiden hissedilen tekelleşme eğilimlerinin medyadaki eski hastalıkları depreştirmesi söz konusu. Hem de çok daha şiddetli biçimde. Tekelleşmeye karşı durmak bir yurttaşlık görevi olmalı.
(Bunu evvelce, DOĞUŞ YAYIN GRUBU’nun düzenlediği YENİ MEDYA DÜZENİ KONFERANSI sırasında, Wired Genel Yayın Yönetmeni Chris Anderson’a sormuş lâkin cevap alamamıştım...)Günümüzde Blogların ve Web sitelerini sunduğu dijital özgürlük ortamı ne kadar sürecek daha? Yani bu cümbüş, bu karnaval, bir gün bitebilir mi?
Z. A.: Kaotik bir ortamda olduğumuz tartışılmaz. İnsanlar internet sayesinde yakaladıkları bu ortamdan kolay kolay vazgeçmezler. Kısaca, bu olay bir moda değil. İnsanlığın bugünkü durumunu yansıtıyor. Ancak tekelleşme tehlikesini önemsemek gerekli.
ABD gazeteleri yakında sadece dijitalden okunacak!
Sizce kağıtsız bir medya için dünyanın kaç yılı var? Haber siteleri-bloglar klasik gazetelerin yerini tam anlamıyla ne zaman alacaklar?
Z. A. : Bu sorunun yanıtı her ülkeye göre değişir. Avrupa’da hâlâ basın sübvansiyonlarla yaşadığı için dijitale geçiş zaman alacak. Bir de olayın demografik boyutu var. Nüfusu yaşlı olan Avrupa ülkeleri hâlâ kâğıda bağlılar. Ancak bu ülkelerde de 30 yaşın altındakiler bayiden gazete satın almıyor. ABD’de en büyük gazeteler önümüzdeki birkaç yıl içinde sadece dijitalden okunacak. Bu gidişatı tersine döndürmek mümkün değil.
Medyada meydana gelen gelişmeleri Blog/Internet ortamındaki sitelerden takip ediyor musunuz? Bu yayın organlarının son derece hareketli bir mecra olan medya için yararlı olduğu görüşüne katılıyor musunuz?
A. T.: Tabii. “Bianet” düzgün bir habercilik yapıyor.Şimdi “farklıhaber8” ve “T24” de gayet iyi. Ancak medya eleştirisi ciddi iştir. Bu ülkemizde ne yazık ki genelde dedikodu düzeyinde ve gazetecilerin özel hayatı düzleminde ilerliyor.
Ben yolda-sokakta her an aklımda ‘Şimdi önümde PC olsa, Bloguma/Twitter’ıma ne yazardım’ diye kuruyorum. Sizce aklımı mı kaçırıyorum?
Z. A. ve A.T.: Demek ki siz 21. yüzyılın temposunu yakalamışsınız!
Zeynep Atikkan kimdir?
1977'de gazeteciliğe ekonomi muhabiri olarak başladı. 1977-2004 arasında Akşam, Günaydın, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Gazetecilik kariyeri sırasında çeşitli sosyal ve siyasi konularda araştırma yazıları hazırladı. Araştırmalarında özellikle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine ağırlık verdi. 1994-2001 arasında Hürriyet Gazetesi'nde, 2002-2004 arasında da Akşam Gazetesi'nde köşe yazarlığı yaptı. 2004'den bu yana Soğuk Savaş sonrası Amerikan dış politikası, küreselleşme ve internet teknolojilerinin medya üzerindeki etkisi üzerinde çalışıyor. 11 Eylül’ün Amerikan iç ve dış politikasını nasıl değiştirdiğini anlatan ilk kitabı “Amerikan Cinneti”(Yapı Kredi Yayınları) 2006'da yayımlandı. 1998-99 döneminde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeliği görevinde de bulunmuştur.
Aslı Tunç kimdir? 
1969'da İstanbul’da doğdu. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi - İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü'nde öğretim üyeliği yapan Tunç, kitle iletişimi alanındaki doktorasını 2000'de Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’nden aldı. Bir yıl boyunca Amerika’daki aynı üniversitede iletişim kuramları ve küresel iletişim üzerine dersler veren Tunç, 2001 Eylül’ünde Türkiye’ye döndükten sonra çalışmalarını, medya ve demokrasi, yeni medya teknolojileri, sosyal medya, küreselleşme ve internet üzerinde yoğunlaştırdı. 2006'da Doçent ünvanı aldı. Pek çok İngilizce ve Türkçe akademik makale ve kitap bölümlerinin yanısıra 2010'da İngilizce olarak yayınlanan “Beyond the Line: The Situation of Editorial Cartoonists as a Press Freedom Issue Between 1980-2000 in Turkey” kitabı
Hiç Yorum Yazılmamış
Diğer Röpörtajlar Haberleri
- Alinur Aktaş 3. Döneme Aday
- Hüseyin Şahin'le Küsüm ve Hikmet Şahin'i Savunduğum İçin Vekil Yapılmadım
- Ne Olacak Bu İnegöl'ün Hali-RÖPÖRTAJ
- İnegöl'ün Genç Yeteneği Ömer Demircan İle Röpörtaj
- ABD AKP ile yeni eksen yaratıyor
- “En Büyük Projemiz İnegöl’ün İl Olması”
- SP'Li Salih BERBER: “İnandığınıza Evet Deyin”
- CHP’Lİ ÖZSARAÇ: "İnegöl, Rahat Bir Nefes Alacak"
- Bloglar gazeteciliğe alternatif
- Birol Topaloğlu: Lazlar hep yok sayıldı
- Giritlioğlu: AGB ölçümlerine inanmıyorum
- Çerkez ünlülerin anadil yorumu
- Muhteşem Yüzyıl 30 yıllık kitabımı patlattı












